
yazacak çok şey birikti, unutulanlar da bir o kadardır herhalde. ama artık biryerden başlamak gerek motivasyonuyla aldım klavyeyi elime...
doktorumun erken gelir bu bebek demesiyle heveslenen bizler, 40. haftanın dolmasına 3 gün kaldıgında artık 4 değil 14 gözle bekler olmuştuk bebeğimizi. hele ben sancının teorik tarifini hiçkimselerden alamamış, aldığına doyamamamış biri olarak, ağrı eşiğimin yüksek olmasının verdiği, ya sancımı anlamazsam da hastaneye yetişemezsek korkusuyla(kimselere çaktırılmayan bir profesyonellikle:0)), malum mecidiyekoy'de oturup ümraniye'de doğurmayı düşünen biri olarak ne zaman gelecek, neye benzeyecek, anlayacakmıyım acaba diye diye günleri geçirdim.
ta ki 7 mayıs gecesi kocam kocamanım savaşımla oturmuş televizyon seyrederken tam 23:30da biri kasığımda, biri belimde beni kesen iki bıçak hissetim birden. işte o ara herkeslerin geldimi anlarsın dediği sancının o sancı olup olmadığını anlamak için saate baktım ve paniklemesin diye de savaşıma çaktırmadım. çünkü sancı denilen hadise bu kadar da hafif olmamalı ya da bu kadar kısa sürmemeliydi. bir sonraki sancıda yine saate baktım ve arası tam bir saatti, oo dedim kendi kendime daha var gelmesine. çaktırmadan içeri gidip giyeceklerimi hazırladım sessizce.yine savaşıma çaktırmadan hadi yatalım artık, uykum geldi dedim ve yatağa doğru yollandık. ben yarı uyur yarı uyanık, bir gözüm sürekli saatte, savaş hiçbirşeyden habersiz horul horul =0)... baktım yarım saatte bire düştü, 20 dakikada bire ve sabah 6 civarında 15 dakikada bire. e oyle olunca kalktım, geçtim oturma odasına yine aşkumu uyandırmadan. saat 8e kadar baktım gerçekten bizim bebek gelecek, şaka değil, aradım doktorumu. konuşma bi hayli komik gerçekleşti...
-Ferda hanım gunaydın, esma ben, uyandırmadım umarım
-yok esmacım, sana da günaydın, hayırdır?
-bizim bebek gelmek istiyor sanırım, sancılarım 15 dakikada bire indi.
-ay sen bir de karşıda oturuyordun, değil mi?
-evet mecidiyeköy'de
-e ne bekliyorsun hadi çık, çabuk gel bekliyorum..
e hadi bakalım dedim kendi kendime, gittim aşkumun yanına ne söyleyeceğimi bilemeden, aslında bi hayli heyecan yaptım, ne de olsa beklenen gün nihayetinde gelmişti. aşkum dedim hadi gel şu çocuğu yapalım.. =0)
savaş'ın yataktan bi fırlayışı var, sahi mi diye haykırarak, kaydedilmesi şarttı sahidende...
sen giyin dedim, ben bir duş alayım. iki sancı arası duşumu aldım, iki sancı arası yatağımızı topladım, iki sancı arası giyindim ve iki sancı arası merdivenlerimizi inip arabaya oturdum =0). sabah trafiğiyle, güle oynaya, inanması zor ama sancılıyken bile güle oynaya hastaneye ulaştık, ferda hanıma çıktık. baktım o benden heyecanlı, sanırım bu güne kadar onu inandıramamıştım normal doğum yapacağıma. hemen muayene etti, kafası çok basıyor bunun eğer açılsaydı çatın evde doğurur bana kordon kestirmeye gelirdin dedi, sanırım beni rahatlatmaya çalışıyordu ya da kendisini =0).
hemen yan binaya geçtik, aşkum beni 406 no'lu odaya çıkarttı, hastabakıcı geldi, aşkum yatış işlemlerini yaptırmak için aşağıya indi. hastabakıcı bana o facia onlüğü giydirdi, hani oranı buranı bir türlü kapatamadığın. o ara savaş geldi, başladı fotoğraf çekmeye, sancılı suratın nesi çekilirse.. gerçi sonra bi hayli eğlendik o fotoğraflara bakarken. hemşire geldi, hal hatır sordu, nst'ye bağladı, gitti. sonra ferda hanımla birlikte yine geldi, ferda hanım hal hatır sorarken, hemşire de bana damar yolu açtı, suni sancı mı diye sordum, hayır destek olacak açılmana dedi. gittiler. bu arada savaş annelere haber vermek istemişti hastaneye gelirken, ben istememiştim, çünkü ne kadar bekleyeceğiz belli değil hastanede. e onlar da sancılanmasın benimle diye düşündüm. ama savaş bir daha sorunca baktım saat 11e geliyor, benim hastane çantam da annemlerde, e ara bakalım dedim. annem, babak, babaannem 20 dakikayı bulmadı geldiler, annemin içeri girişi akıllara zarar, mehteran takımı gibi bir ileri iki geri =0). babannem sorular soruyor, ben sancılar içinde cevap vermeye çalışıyorum. zehra annem, yani aşkumun annesi de geldi 15 dakikaya kalmadan, o da ağlamaklı, elimi tuttu, başımı okşadı. annemin ağlamasına, benimle ilgilenmesine ağlamıycam diye direnen ben o dakika açtım muslukları, allahtan tazyik hadisesini iyi ayarladım da öyle seller götürmedi ortalığı =0).
bir kaç dakikaya kalmadan ferda hanım geldi, herkesi dışarı çıkarttı. e hadi bakalım doğumhaneye dedi. bir hastabakıcı gelip beni tekerlekli sandalyeyle(niyeyse) doğumhaneye götürürken savaş ortalarda yok, annemden onu bulmasını istedim. meğer babamla stres atma çalışması yapıyorlarmış çay eşliğinde =0)
doğumhane muhabbeti enteresanmış, hatta keyifli bile denilebilir =0) doktorum ve hemşirelerin muhabbetlerine sancı aralarında ben de katılıyordum. savaş da sağ omuz hizamda, bir yandan başımı okşuyor bir yandan da fotograf çekiyor.
fazla detay anlatmadan bir de baktık ki ferda hanım hadi dedi son bi gayret geliyor, ve, kanlar icinde ciyak ciyak bir bebek. doktor makası bebeğin kordonuna dayamış,hemşire bebeği göbeğime koymuş tutuyor ve bir yandan da isim söyleyin diye tutturuyor. savaşımla o şaşkınlık içinde birbirimize baktık, dogacak bebeğimizin cinsiyetini bilmiyorduk ki isim düşünelim, malum göstermemişti kendini bir türlü. erkek olursa çok sevdiğimiz arkadaşımız enginimizin anısına engin koyarız demiştik sadece. bunun etkisiyle savaş engin diyiverdi cinsiyetini bile sormadan =0). engin bebek hoşgeldi, artık göbek adı engin dedi hemşire, kordon kesildi, engincik silinmeye gitti ve bir de ne görsünler... aaaaaaaa bu bebek kız nasıl engin şimdi dedi hemşire, bize de süpriz tabi. hemen kucağıma verdi sonra, elini öptüm, yüzüne baktım, bu bebek bizim mi dedim aşkuma. o anı yazamam, anlatamam. nasıl bir his kelimelere sığdıramam. büyülü birşey, bir mucize. çok sevdiğim, benim diğer yarım olan koccam aşkum savaşımla benim bir kızımız oldu. 1dik 2 olduk, 2ydik 3 olduk. dünyanın en güzel duygusu derler ya, çok klişe ama çok doğru, hiç birşeye benzemiyor, imkanı yok anlatılamıyor.
canım kızım hayatımıza hoşgeldin...